Abdullah Uçmak'a cenaze izni: Gözler üstündeydi

İbrahim Tatlıses'e 14 Mart 2011'de İstanbul'da düzenlenen silahlı saldırı, sadece bir şarkıcıyı değil, neredeyse bir kültürü sarstı. Arabesk ve halk müziğinin belki de en tanınan sesini hedef alan o gece, tüm Türkiye'nin tanık olduğu bir travmaya dönüştü. Tatlıses ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı; günler, haftalar, aylar boyunca sağlığı yakından takip edildi. Sahne ışıklarının yerini yoğun bakım koridorları aldı.
O gecenin ardından başlayan soruşturma, yıllar içinde pek çok ismi gündeme getirdi. Abdullah Uçmak, saldırının azmettiricisi olduğu gerekçesiyle tutuklananlar arasındaydı. Yargılama süreci sonunda Uçmak mahkûm edildi ve cezaevine girdi. Büyük davalar bazen böyle biter: mahkeme kararı okunur, kapı kapanır, hayat devam eder. Ama bu tür hikâyeler tam anlamıyla bitmez, sadece sayfalar arası geçişe girer.
Kozan'da bir cenaze, olağandışı bir misafir
Adana'nın Kozan ilçesinde yaşanan bir ölüm, bu hikâyeyi yeniden gündeme taşıdı. Uçmak'ın kaynı Bilal Bayrakçı hayatını kaybetti. Yasalar, mahkûmlara yakınlarının cenazesine katılabilmeleri için geçici izin hakkı tanıyor; Uçmak da bu haktan yararlandı. Kâğıt üzerinde son derece sıradan bir prosedür. Ama Abdullah Uçmak söz konusu olunca hiçbir şey tam anlamıyla sıradan kalmıyor.
Cenaze törenine katılım, yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşti. Her adım izlendi, her an denetim altındaydı. Uçmak, o birkaç saatlik dışarıda kalış süresinin sonunda yeniden cezaevine döndü. Kısa bir parantez açıldı, kapandı. Ama açıldığı birkaç saat, yeterince dikkat çekmeye yetti.
Bu ilk değildi
Uçmak için bu tür geçici izin ilk kez gündeme gelmiyor. Ocak 2026'da Tekirdağ Cezaevi'nden geçici izinle ayrılarak Kadirli'de bir yakınının cenazesine katılmıştı. Yani sistem bir kez daha aynı şekilde işledi: mahkûm çıktı, törene katıldı, geri döndü. Yasal süreç eksiksiz işledi.
Peki sorun ne? Sorun, yüksek profilli bir davanın mahkûmu söz konusu olduğunda kamuoyunun bu tür rutin prosedürlere hiç de rutin bakmadığı gerçeği. Adalet sistemi bir yanda mahkûmların yasal haklarını gözetmek zorunda; öte yanda mağdurların ve kamuoyunun bu süreçlere duyduğu hassasiyet azalmıyor. İkisini aynı anda tam anlamıyla tatmin etmek mümkün mü? O sorunun yanıtı, her yeni cenaze izninde biraz daha karmaşık bir hal alıyor.
Tatlıses ve o gecenin uzun gölgesi
2011'deki saldırı, yalnızca fiziksel bir yaralanmanın çok ötesine geçti. İbrahim Tatlıses, o gecenin ardından uzun ve zorlu bir iyileşme süreci geçirdi. Sahnelere dönme çabaları, sağlık haberleri, kamuoyunun meraklı ve kaygılı bakışları… Tatlıses'in adı, o saldırıdan bu yana bambaşka bir anlam katmanı kazandı. Ve Abdullah Uçmak'a dair her haber, kaçınılmaz olarak o geceye geri döndürüyor insanı.
Kozan'daki cenaze töreninin sona ermesiyle birlikte Uçmak'ın kısa dışarıda kalış süresi de bitti. Güvenlik görevlileri eşliğinde geri döndü, cezasını çekmeye devam etti. Birkaç saatlik bir parantez, ama içinde barındırdığı sorular çok daha uzun soluklu. Adalet, hak, vicdan ve bellek; bunların hepsi böyle anlarda aynı anda konuşmaya başlıyor. Hangisinin sesini daha yüksek duyduğunuz ise tamamen size kalmış.
